110 kelime
İslam tarihinde Hz. Muhammed'in yaşadığı dönem.
Küçük çiçeklerin toplandığı, narin bir çiçek demeti.
Dinginlik ve huzur hali, sessizlik içinde huzur bulma.
Yağmurun bereketi için yapılan dua.
Düşünce ya da hislerin derin bir etkisi.
Derin bir bilgi ve anlayış durumu.
Bir şeyin bilinmemesi veya saklanması durumu.
Saklı bir kimlik veya geçmişle yaşayan kişi.
Derin ve yoğun bir aşkla dolu olan.
Derin bir melankoli ve hüzün hali.
Zararsız şakalar yapan, yaramaz niyetle değil oyunbaz bir ruhla davranan. Güldürürken biraz da aklını karıştırır.
Derin acıdan doğan feryat, yüksek sesli ağlama ya da inleme. Divan şiirinde bülbülün çığlığıyla özdeşleştirilir.
Fosil reçineden oluşan sarı-turuncu değerli taş; aynı zamanda bu rengi anlatır. Osmanlı tütün kültüründe ağızlıkların malzemesiydi.
Yalnızca o ana ait olan, geçici. Kısa süren ama yoğun olan.
Kederli, mahzun, içi buruk, ama sessiz ve içe dönük bir biçimde. Gözlerde ve duruşta okunan bir üzüntü.
Bir şeye karşı duyulan coşkulu istek ve heves. İçten gelen bir dinamizm, hem arzu hem sevinç barındırır.
Derin bir saygı ve korku karışımıyla eğilme hali; kutsal ya da büyük bir karşısında içten gelen alçakgönüllülük. İbadetin özü sayılır.
Dikkatsizlik, dalgınlık; önemli bir gerçekten habersiz olma hali. Tasavvufta uyanık olmamak, dünyaya dalmak, öze unutmak.
Tek başına olan ya da kendini yalnız hisseden. Hem seçilmiş hem dayatılmış olabilir.
Göğsü sıkan, nefes almayı güçleştiren iç sıkıntısı ve bunaltı. Belirsiz bir korkuyla karışık bedensel bir huzursuzluk.
Issız, gizlenmiş, kimsenin dikkatini çekmeyen köşe ya da yer. Hem korunaklı hem unutulmuş bir sığınak hissi verir.
Sessizlik, gürültünün yokluğu. Bazen konuşmaktan çok şey anlatan bir alan.
Bir şeye aşırı derecede düşkünlük, yıkıcı olabilecek güçlü tutku. Sıradan arzudan fazlası, insanı kör eden istek.
Güzellik, estetik değer. Hem dışta hem içte bulunan, insanı duraksatan nitelik.
Bir işin ya da yolculuğun gerektirdiği zahmet, güçlük ve yorgunluk. Emek içinde bir onur da barındırabilir.
Yüzden, davranıştan ya da ortamdan hızla doğru sonuç çıkarabilme yetisi. Sezginin deneyimle olgunlaşmış hali.
Ayrılıktan doğan derin acı, içi kavuran yoksunluk hissi. Divan şiirinin ayrılmaz kelimelerinden biri.
İnsan sesinden, varlığından yoksun derin yalnızlık. Hem coğrafi hem ruhsal bir boşluğu anlatır.
Vatandan, sevdiklerden uzakta yaşama hali ve bu halin yarattığı yalnızlık. Yalnızca coğrafi değil, ruhsal bir uzaklığı da anlatır.
İnce duygusallık, küçük şeylere karşı duyarlılık. Dünyayı diğerlerinden daha ince hissetme.
Çökmek, dayanamamak. Hem fiziksel hem ruhsal bir çöküş.
Gökyüzünün yeryüzüyle buluştuğu görünen sınır. Hayâl ve imkânın metaforu.
Derin bir dinginlik ve sessizlik hali. Dışarıda ya da içeride hiçbir şeyin bozulmadığı o nadir an.
Derinlemesine düşünme, zihnin büyük sorularla meşgul olması. Yüzeysel düşüncenin ötesine geçen, dönüştürücü bir zihni faaliyet.
Yolunu yitirmek ya da bir şeye öyle dalmak ki kendini unutmak.
Hoş vakit geçirme, rahat ve neşeyle yaşama zevki. Eski dilde "sefa sürmek" doyasıya yaşamayı anlatır.
Tan ağarmadan hemen önceki an; gecenin en karanlık kısmından çıkışın eşiği. Dua ve uyanışın simgesi.
Gerçek, yapmacık olmayan, özgün. Dışarıdan değil içeriden gelen.
Deniz yüzeyindeki biyolüminesans, biolüminesan organizmaların yarattığı ışık. Türkçeye özgü bir sözcük, başka dile tam çevrilmez.
İki kişi ya da topluluk arasındaki sıcak, içten konuşma ve birliktelik hissi. Yalnızca sohbet değil, gönüllerin buluşmasıdır.
Bir durumdan ya da kişiden sıyrılıp uzaklaşmak, sorumluluktan kaçmak. Hem fiziksel hem sosyal anlamda kaybolmak.
Uysal, cana yakın, kolayca alışılan. İnsanlara ya da hayvanlara yönelik bir yumuşaklık ve güven verme hali.
Yumuşak, uysal, incitici olmayan; hem kişilik hem hava koşulları için kullanılabilir. Sertliğin tam karşısındaki dingin tutum.
Sevgiliden, vatandan ya da sevilen kişiden ayrılmanın yarattığı derin acı. Hicranla akraba ama daha anık ve güncel.
Dini ya da sanatsal bir deneyimde yaşanan coşku ve kendinden geçme hali. Tasavvufta sema eden dervişin ulaştığı aşkın durum.
Gelecekten iyi şeyler bekleme duygusu. Belirsizliğin içinde tutunulan dal.
Korunmak için bir yere ya da birine iltica etmek, hem fiziksel hem ruhsal anlamda. İçine kapanmak, güvende olmak için bir şeye tutunmak.
Kötümser, olayları olumsuz göreye meyilli. Kendi Farsça kökünden türemiştir: "bed" (kötü) + "bîn" (gören).
İçsel huzur, dalgalanmaların olmadığı derin bir sessizlik.
Kalp ve ruhun birleştiği bu kavram, hem duygu organı hem de irade merkezidir. Türk kültüründe aklın değil gönlün sesini dinlemek erdem sayılır.
Harap olmuş, yıkılmış, ıssız kalmış. Hem fiziksel bir mekânı hem de bir insanın içini betimleyebilir.
Olacak olana teslim olma, Allah'a ya da kadere dayanarak huzurla bekleme hali. Pasif bir pes etme değil, bilinçli bir kabulleniş.
Beklentinin gerçekleğmemesiyle oluşan derin hayal kırıklığı ve ziyan. Hem zarar hem boşa giden emek anlamı taşır.
Geçici bir ruh hali ya da anlık duygu durumu. Özellikle "hâlet-i ruhiye" tamlamasıyla kullanılır.
Derin ve nedensiz bir hüzün içinde olan. Melankoli kelimesinin sıfat biçimi.
Tam ve derin sessizlik. Sadece ses yokluğu değil, iç huzurun da bir göstergesi.
Kısıtlamalardan bağımsız olma durumu. Hem dışsal hem içsel bir özgürlük.
Velilere atfedilen olağanüstü yetenek ya da mucize; daha geniş anlamda şaşırtıcı bir beceri ya da talih. İronik kullanımda da yaygındır.
Kırgınlık ve hayal kırıklığından doğan yumuşak yakınma, incitici olmayan sitem. Açıkça söylenmeyen şikâyetin nazik dile gelişi.
Merhametsiz, katı yürekli. Acı verirken bundan etkilenmeyen.
Dibine ulaşmanın güç olduğu; yüzeyden çok şey gizleyen. Hem fiziksel hem ruhsal derinlik.
Gerçek, sahte olmayan, özünden gelen. Bir duygunun ya da kişinin performatif olmadan var olması.
Olağanüstü, açıklanması güç bir olay. İnancın ya da şaşkınlığın nesnesi.
Yavaş, sessiz ve ölçülü biçimde ilerleyen; bir aceleye gerek olmadığını hissettiren yumuşak bir yavaşlık. Farsçadan geçmiştir.
Gerçek olmayan şeylerin zihinde canlandırılması; rüya, kurgu, imge.
Kavuşulamayan birine ya da bir şeye duyulan yoğun özlem, içi yakan bir yoksunluk. Arapçadan geçmiş, şiirsel bir ağırlık taşır.
Bir şeyi derin ve sessiz bir hayranlıkla seyretme, bakarak içine dalma hali. Seyirden fazlası, bir vecd içinde bakış.
Bir şeyin ya da durumun dikkat gerektiren ince ayrıntısı; göze çarpmayan ama anlam taşıyan nüans. Hem fiziksel hem entelektüel bir zerafet.
Rengi atmış, solmuş, canlılığını yitirmiş. Hem çiçek hem yüz hem de anlam için kullanılır.
Ateşin etrafında dönen kelebek; mecazi olarak birine ya da bir fikre körce bağlanan, çevresinde dönen kişi. Yanmayı göze alarak sevmek.
Alımlı, nazlı ve biraz oyunbaz, genellikle bir çekicilik ve şımarıklık karışımı. Hem insanlar hem doğa için kullanılır.
Uzakta ya da geride kalan bir şey için duyulan derin istek. Hasretin ağabeyi.
Deniz, göl ya da nehir kıyısı; Türk şiir ve kültüründe özgürlüğün ve hüznün buluştuğu mekân.
Bir şeyi ince ince ve geniş alana yaymak, tohum serpmek, yağmur serpmek. Hem somut hem mecazi bir dağılma eylemi.
Bakış; özellikle kıskançlık ya da hayranlık içeren zararlı etki yüklü bakış. Türk kültüründe nazarın korunma gerektiren bir güç olduğuna inanılır.
Bir şeyi kıskanç bir şekilde korumak ya da vermemek. Ama aynı zamanda: birini zarara karşı sakınmak.
Dini ya da ahlaki bir kuralı çiğneme; suçluluk duygusuyla birlikte gelen ahlaki bir yük. Hem eylem hem bilinç halidir.
Dik ve geçilmesi zor dağ ya da yol; mecazi olarak üstesinden gelinmesi güç durum. Hem coğrafi hem insanî bir direniş içerir.
Utanmış, sıkılmış, yüzü kızarmış halde olan. Hem başkasına karşı hem de kendi vicdanına karşı duyulan bir utanma.
Yoğun ve sürükleyici arzu ya da bağlılık. Denetlenemez bir iç güç.
Eğri çizgi, yay şeklindeki dönüş. Hem geometrik hem şiirsel: kaşın kavisi, nehrin kavisi.
Koyu karanlık; hem fiziksel hem mecazi anlam taşır. Aydınlanmadan ve hakikatten uzak oluş hali.
Uyku sırasında görülen düş; aynı zamanda gerçekleğmesini umduğumuz hayal. İkisi arasındaki sınır Türkçede neredeyse yok.
Kolektif bir melankoli, bir şehrin ya da toplumun ruhuna sinmiş derin keder. Bireysel değil, paylaşılan bir his.
Birinin gönlü, duyguları ve onuru; aynı zamanda hatırlamak ve saygı göstermek eylemi. "Hatır sormak" gönlü önemsemektir.
Birine ya da bir şeye derinden hayran, kendini kaptırmış halde. Aşık olmanın eşiğindeki bir büyülenme.
Bir karara, duruma ya da kadere bağlanmış, kurtulamaz hale gelmiş. Hem hukuki bir mahkûmiyet hem varoluşsal bir çaresizlik.
Sonbaharın yaprak döken, solduran mevsimi; geçiciliği ve yaşlanmayı simgeleyen şiirsel bir imge.
Uğursuz, ürpertici, kötü bir şeyin yakınlığını hissettiren belirsiz korku. Güvensiz, emin olunmayan yer ya da durum.
Özenli ve titiz bakım; bir şeyi ya da birini değer bilerek koruma.
Akıl yürütmeden doğrudan kavrama, bir şeyi önceden hissetme yetisi. İçgüdünün bilinçle buluştuğu yer.
İnsanı ağırlaştıran, nefes almayı güçleştiren bunaltıcı sıkıntı ve bungunluk. Hem hava koşullarını hem ruh halini anlatabilir.
Kavuşmak için yanıp tutuşma, özlem içinde coşkun bir arzu. Yalnızca istek değil, içi yakan bir özlem ve heves.
Anlatılmak istenen asıl maksat, derdin özü. Konuşmanın ya da eylemin arkasındaki gerçek niyet.
İyimser, olayları olumlu göreye meyilli; "bedbîn"in tam karşıtı. Kökü Farsça: "nik" (iyi) + "bîn" (gören).
Alaycı gülümseme ya da söz, dudak büküp küçümseyerek yapılan alay. İnceden ince bir aşağılama biçimi.
Acele etmeden, ölçerek davranan ihtiyatlı tutum. Ne korkakça çekilme ne de cesur atılım, ortada, bilinçli bir bekleme.
Alışılmamış bir şeyi tuhaf bulmak, normalden sapmayı fark edince içinde bir yadırgama hissetmek.
Net olmayan, kesin yanıtı bulunmayan durum. Belirsizlikte yaşamayı öğrenmek olgunluktur.
Mesafe, hem fiziksel hem duygusal. Bir boşluk ya da kopukluk hissi.
Bereketli bir kaynaktan gelen manevi dolgunluk, ilham ve güç. Hem öğretmenden öğrenciye geçen, hem doğadan alınan bir enerji.
Birden fazla unsurun bir arada yarattığı uyum ve denge. Müzikal anlamı yanında ilişkiler ve doğa için de kullanılır.
İnsanın benliği, kendisi; aynı zamanda kişiyi günaha ya da aşırılığa iten iç güç. Tasavvufta terbiye edilmesi gereken öz.
Büyüklüğün, gücün ya da ihtişamın uyandırdığı derin saygı ve hayranlık karışımı his. Hem korkutur hem büyüler.
Dönerek içine çeken su ya da hava akıntısı; mecazi olarak insanı içine çeken kaotik durum ya da güç.
Uzakta ya da geçmişte kalan birine veya bir yere duyulan derin hasret. Bir eksikliğin yarattığı sızı.
Acıyı ya da kederi hafifletmeye çalışan söz, davranış ya da his. İçten gelen bir yumuşatma, hem verilir hem aranır.
Kutsal, dokunulmaması gereken, saygıyla yaklaşılacak. Hem dini hem laik anlamda kullanılır, bir anı, bir yeri, bir değeri anlatabilir.
Tüylerini ya da kendini silkmek; üzerindeki ağırlık ya da durgunluktan kurtulmak için ani bir hareket yapmak.
Gamı olmayan, kaygıdan azade, tasasız ve neşeli. Hem olumlu hem olumsuz bir anlam taşıyabilir, sorumsuzluk ya da özgürlük.
Şurada mevcut: